Zarife Çamalan: Bu cezalandırma yöntemlerini mücadelemizle tarihin çöplüğüne göndereceğiz!

Zarife Çamalan: Bu cezalandırma yöntemlerini mücadelemizle tarihin çöplüğüne göndereceğiz!

Hakkında ilçe sınırları dışına çıkmama, imza ve yurtdışı yasağı kararı verilen Çamalan: Tarih, egemenlerin kendi saltanatlarını sürdürebilmek için içerde ve dışarda toplumsal direniş dinamiklerine giydirmeye çalıştıkları esaret gömleklerinin kitlesel direnişler ve mücadeleyle geri dönemeyecek şekilde yırtıldığına tanıktır.

Gazetemiz temsilcisi Zarife Çamalan, Birleşik Mücadele Güçleri’nin 4 Şubat’ta polis kuşatması altında Kadıköy’de yapmak istediği deklarasyon sırasında 64 kişiyle birlikte gözaltına alındı. Sadece gösteri ve yürüyüş yapmak gibi Anayasal olarak güvence altına alındığı iddia edilen bir hakkı kullanmak istediği için gözaltına alınan bu 65 kişi, tutuklanma gerekçesi yaratılmak üzere yasadışı şekilde 4 gün gözaltında tutuldu. O günler boyunca tutuklanmaları için haklarında delil yaratılmaya çalışıldı. Adliye’ye getirilmeleri bile büyük bir polis ablukasının konusu edildi. Polisin yönlendirmeleriyle karar veren savcılar 33’ünü tutuklama talebiyle mahkemeye sevkederken, çok az sayıda serbest bırakma kararı verdi. Geri kalanların imza, ev hapsi gibi son zamanların sistematik cezalandırma yöntemleriyle cezalandırılmalarını istedi. Çıkarıldıkları mahkemelerde sonuç tutuklama olmadı, ama onun başka bir biçimi olan ev hapisleri, ilçe sınırları dışına çıkmama, haftada bir ya da iki gün imza verme, yurt dışı yasakları gibi kararlar verildi.

24 kişiye ev hapsinin verildiği bu kararlarda Zarife Çamalan’la birlikte üç kişi hakkında da ilçe sınırları dışına çıkmama, haftada bir gün karakolda imza verme ve yurtdışı yasağı verildi.

Zarife Çamalan’a bu “yeni” cezalandırma yöntemleri hakkında ne düşündüğünü sorduk:

Köleci toplumda prangalara vurulan köleler nasıl ki isyanlarla köleliği tarihin çöplüğüne gönderdiyse biz de “adli kontrol” adı altında güya serbest bırakılma esaretini ve faşizmi tarihin çöplüğüne göndereceğiz.

Çok eski çağlarda suçlu atfedilenler “kürek mahkumiyetine” çarptırılırdı. Fakat tarihin sayfalarına baktığımızda isyanlar ve direnişler onu da tarihin çöplüğüne süpürmüştür.

1917 Ekim Devrimi öncesinde Rusya’da mücadele yürütenler birçok kereler Sibirya’ya sürgün edildiler. Zindanlara atıldılar, kürek mahkumiyetiyle cezalandırıldılar. Fakat o muhteşem mücadelenin zafere ulaşması için yapılan hiçbir çalışmayı durdurmadılar. Onlar Rusya’da, emperyalist kapitalistlerin baskılarına, dayatmalarına karşı ezilen yoksul işçi ve emekçi köylüleri “sınıfa karşı sınıf, kapitalizme karşı sosyalizm” şiarıyla örgütlemekten vazgeçmediler, devrimle taçlandırdılar. Biz de vazgeçmeyeceğiz, tarih tanıktır!

Dünyada ve içinde yaşadığımız coğrafyada tüm halkları, ezilenleri, kadınları, gençleri, işçi ve emekçileri insanca yaşayacağımız bir dünya için mücadeleye çağırmaya, örgütlemeye devam edeceğiz!

Bu toprakları esaretin çeşitli biçimleriyle bir cehenneme çevirmenize izin vermeyeceğiz! Devrimcilere, muhalif gazetecilere, işçilere, emekçilere, gençlerimize, her gün tacize, tecavüze, şiddete, kadınlara yönelik bu vahşete karşı mücadeleyi büyütme çağrısı yapmaya devam edeceğiz!

Faşist eril zihniyetin bize ve ezilen tüm kesimlere prangalı denetim ve gözetim altında dayattığı modern köleliği, “denetimli serbestlik” kisvesi altında yaşam alanlarının hapishaneye, tecrit hücrelerine dönüştürmeye çalıştığı tutsaklığa boyun eğmeyeceğiz!

Her yer hapishane, hücre ve tecrit. Ülke ülke olmaktan çıkmış, adeta esaret cehennemine dönüştürülmüş, daha da boğucu bir hale getirilmeye çalışılıyor.

Hatırlar mısınız bilmiyorum. Bir zamanlar TV’lerde BBG (Biri Bizi Gözetliyor) diye bir yarışma programı vardı. Her odasına kameraların yerleştirildiği bir evde yaşıyordunuz. “Biri Bizi Gözetliyor” programları adı altında taa o zamanlardan başlayan bir algı operasyonu devreye sokuldu. Bu gözlenme/gözetlenme girişimlerini toplum nezdinde normalleştirme adımlarının ilkiydi. Usul usul beyinlerimize işlenen, beyinlerimize bırakılan kurtçuklar…

Nasıl sokak isimlerinin, okul isimlerinin, mahalle isimlerinin… daha birçok şeyin sessiz sedasız değiştirildiği günleri yaşadıysak, sonra öyle bir ortam oluşturuldu ki artık her şeyi açık seçik, göstere göstere, bağıra çağıra yapmaya başladılar. İtirazlar gelmeye başladığında sopa gösterdiler. Kimi adımlar toplumun bir kesiminde kabul gördüğünde, “Bütün bunlar kendi güvenliğiniz için” dediler. Geniş kesimlerinde de “Aman olsun, ne zararı var” denilmesini sağladılar.

Dedim ya, işte o BBG programlarını sanki eğlence programıymış gibi yutturdular. Daha sonraları şehir merkezlerine önce “trafik güvenliği” için sokak ve caddelerimizi gözetlemeye yarayan mobeseler konuldu. Önceleri sadece görüntü alabiliyordu bunlar, sonra ses ve yüz tanımlama da eklenerek yaşam alanlarımızın her yerine sızdı. Evimizden kaçta çıktık, nerede otobüse bindik, nerede indik, kiminle selamlaştık, kiminle tokalaştık, hangi caddeye girdik, nerede kiminle oturduk… Ne yedik ne içtik, öksürdük mü, tıksırdık mı… her anımızın gözetlendiği bir ortamdayız ve asla hiçbir zaman özgür olmadık. Birileri bizleri zaten adım adım gözetleyip takip ediyor. Sanırım bu teknolojik gözetleme ağının altyapısını oluşturan bilim insanları yaşıyor olsaydı kahırlarından ölürlerdi. 

Bu mobeseler sadece sokakta değil, fabrikalarda, atölyelerde, tarlada, kamu kuruluşlarında, sanayi alanlarında, okullarda… aklımıza gelebilecek -ya da gelmeyecek- her yerde birileri bizi zaten gözetliyor ama onlara bu kadarı da yetmiyor 

Ne anlatmaya çalışıyorum?

Denetimli serbestlik aslında bize ölümü gösterip sıtmaya razı etme baskısıdır. Bizler tutuklanıp bir hapishane hücresine götürülmedik ama “şunu yapamazsın, şuranın dışına çıkamazsın, benim belirlediğim günlerde sana koyduğum sınırlara, kurallara uyduğunu beyan etmen için imza da atacaksın” diyor. Yani bizi tutuklayıp hapishaneye gönderecek olursa bunun altını dolduramayacak, gerekçesi olmadığını kanıtlamış olacak. “Ama yine de sana sopayı gösteriyorum, ona göre uysal ol, akıllı dur” demeye getirip güya özgür kalmışız gibi hissederek sevinmemizi istiyorlar. Akılları sıra bizi mücadeleden uzak tutabileceklerini sanıyorlar.

Ama yanılıyorlar. Bize koyduğunuz sınırları yok etmek için gereken mücadeleyi de vereceğiz. Sınırlarınıza ve yasaklarınıza karşı hangi mücadele yolu varsa hepsini bulacak ve uygulayacağız

Bizleri durduramayacaksınız! Tarih bunun tanığıdır.

O nedenle tekrar söyleyelim: Saldırmayla, katletmeyle, zindanlara atmakla, tehditler gözetlemeler ve takiplerle yaşam alanlarımızı hapishaneye çevirmeye çalışmakla bizleri korkutamazsınız susturamazsınız, geri adım attıramazsınız!

Yaşadığımız toprakları esaret cehennemine çevirmenize izin vermeyeceğiz! “Denetimli serbestlik” “ilçe sınırları dışına çıkmam” adı altında dayatılan esareti kabul etmeyeceğiz!

Örgütlü kötülüğe karşı örgütlü iyiliği büyüterek Birleşik Mücadele’yle zafere ulaşacağız!

Sınırların, sınıfların, ötekilerin olmadığı, kadınların katledilmediği insanca eşit ve özgür bir yaşamı kuracağız!

Birlik, mücadele, zafer!


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar